İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tuba Kumaş ile Yeni Kitabı Solo ve Fısıltı’yı Konuştuk


• Tuba Hanım merhaba! Birçok kişi kısa bir araştırma ile hakkınızda pek çok bilgiye rahatlıkla ulaşabilir ancak ben yine de sormak istiyorum. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı, bize edebi yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Yazarlık yapmak istediğime daha ortaokula giderken karar vermiştim. Üniversite tercihi yaparken de fikrim değişmedi ve üniversitede yazarlık eğitimi aldım. Öğrenciliğimin üçüncü yılında bir animasyon stüdyosunda senaryo yazarı olarak çalışmaya başladım. İlk kitabım yayınlandıktan sonra kitaplar aracılığıyla kendimi daha özgür bir şekilde ifade edebildiğimi gördüm ve buradan devam etmek istedim. 

• Geçtiğimiz günlerde Solo ve Fısıltı adlı çocuk kitabınız İthaki Çocuk etiketiyle minik okurlarla buluştu. Bu kitabınızda hangi konuları ele aldınız? Ebeveynlere ve çocuklara ne anlatmak istediniz?

Yalnızlık, suskunluk, utangaçlık, anda olma hatta mülksüzlük kitabın konuları arasında. Çocuklara kendileri olmaktan korkmamalarını, “farklı” olmanın normal olduğunu, dünyada sandıkları kadar yalnız olmadıklarını, bu kitabı yazan kişinin de onlardan biri olduğunu söylemek istedim. Benim kitaplarımda çok fazla ebeveyn göremezsiniz. Doğrudan çocuklara seslenmek isterim ama kitabımı ya da bu söyleşiyi okuyan anne-babalardan çocuklarını birey olarak kabul etmelerini ve onları değiştirmeye çalışmadan, oldukları gibi sevmelerini isterdim.

• Solo ve Fısıltı’nın devamı gelecek mi?

Solo ve Fısıltı altı kısa öyküden oluşuyor. Solo ve Fısıltı, Toy, Flu, Baş Aşağı, Kırmızı Burun ve Yaz. Bu öykülerden birinin devamı gelir mi şimdiden söylemek zor ama tuhaf ve kırılgan çocukların hikâyelerini anlatmaya devam edeceğimi biliyorum.

• Kitaptan bir alıntı yapmanızı istesem, hangi cümleleri seçerdiniz?

“Sesin sahibi Solo, Fısıltı’dan daha büyük değilmiş. Şarkı söylemekten başka bir şey düşünmez, yük istemez, mülk edinmezmiş. Fısıltı şarkı söylemeyi onunla öğrenmiş. Onu duydukça görmeyi, gördükçe dokunmayı öğrenmiş.” (Solo ve Fısıltı)

“Tam yüz yıl çocuk olduktan sonra içinden ne oynamak, ne uyumak geldi. Sonsuza kadar vakti olduğunu bilmek onu ürpertti.” (Toy)

“Diğerleri onu göremeyecek olsa bile o kendini görebiliyordu.” (Flu)

“Tek’in okuldaki ilk günü pek de umduğu gibi geçmedi. Çelme takmak ve omuz atmak yeni sınıfının ona “hoş geldin” deme biçimiydi. Ayakları yerden o kadar çok kesildi ki sonunda baş aşağı dönüverdi” (Baş Aşağı)

“ “Nasıl gülümseneceğini bilmiyorum.” dedi Kırmızı Burun saklandığı perdenin arkasından çıkarken.” (Kırmızı Burun)

“Bundan sonra dudağına bulaşan makarna sosu, alaycı bir tonla sorulan soru, eteğine sıçrayan çamur, beden dersinde atamadığı takla için utanmadı. Büyürken yaşadığı her şeye gülmeyi öğrendi.” (Yaz)

• Daha önce TRT Çocuk’ta yayınlanan Keloğlan Masalları’nın, yetişkinler için hazırlanan animasyon serisi Hungo Bungo ve yine TRT Çocuk’ta yayınlanan Elif’in Düşleri çizgi filminin de senaryoları size ait. Bu çalışmalarınızı çocuk kitaplarıyla karşılaştırdığımızda senaryo yazmak mı yoksa çocuk kitabı yazmak mı daha zor?

İkisi de zor değil ama televizyona iş yaptığınızda rahatsız edici bir denetim mekanizmasıyla karşılaşabiliyorsunuz. Yazdığınız senaryoyu mesajlarla doldurmanız, çocuklara ders vermeniz istenebiliyor. Bunun hem senaryo yazarı hem de o çizgi filmleri izleyen çocuklar için rahatsız edici olduğunu düşünüyorum. Kitaplara öncelik vermemdeki nedenlerden biri de bu. Televizyonda daha çok anne babalar memnun edilmeye çalışılıyor sanırım. Kitaplardaysa önceliği çocuklara verebiliyorsunuz. Olması gerektiği gibi. 

• Edebiyatı da her şey gibi çabuk tüketir olduk, daha yeni kitabı yayımlanan yazara “yeni çalışmanız ne zaman?” diye soruluyor ve bu artık normal karşılanıyor. Edebiyat ve seri üretim, hatta yelpazeyi genişletirsek sanat ve seri üretim konusunda ne düşünüyorsunuz?

Son bir yılda üç kitabımın yayımlanması nedeniyle her şeyin göründüğü gibi olmadığını söyleyebilirim. Yazar yıllar boyu bir şeyler biriktiriyor. Bilgisayarında duran dosyalar, yayınevinden yanıt bekleyen dosyalar, yayınevi tarafından kabul edildiği halde sık sık yaşanan ekonomik krizler nedeniyle yayın tarihi ertelenen dosyalar… Çok uzun süre bekledikten sonra birden o dosyalarla ilgili yayın kararı verilebiliyor. Bunun dışında kalan durumlardaysa ticari kaygılarla bir sanat eseri üretmenin imkânsız olduğunu düşünüyorum. Bu cümleyi ticari kaygılarla üretilen bir şeye sanat eseri demenin imkânsız olduğunu düşünüyorum diye de değiştirebiliriz.  


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.