İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Melek Turgay inceledi: Kadim Orman


Hatırlar mısınız, 2020’nin başlarında Avustralya’da ki orman yangınları ile ilgili haberler peş peşe geliyordu. Yangınlar öyle can alıcıydı ki evlere dahi sıçramaya başlamış, ağaçlarla beraber ormanda yaşayan tüm canlıları da ölüme sürüklemişti. Tam da o dönem okuduğum ve çok etkilendiğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum sizlere. Adı Kadim Orman.

Kadim Orman kitabında Avustralya’da yaşayan Emma ile İngiltere’de yaşayan Sam’in (Sam, Emma’dan büyük birisi olmalı çünkü Emma mektuplarında ona ‘Sam Amca’ diye hitap ediyor.)  mektup arkadaşlığına tanıklık ediyoruz. Emma, Sam’e yaşadığı bölgeden bahsederek başlıyor mektubuna.

Merhaba Sam Amca,                      

Sana mektup yazdığım için çok sevinçliyim. Ben Avustralya’nın Queensland eyaletinin Millaa Millaa kasabasında yaşıyorum. ‘Millaa’ yerel dilde ‘su’ veya ‘yağmur’ anlamına geliyor. Su ve yağmur diyarı olan kasabamızın adı da bu yüzden Millaa Millaa.

Mektup arkadaşın Emma

Sam ile Emma’nın mektup arkadaşlığı işte böyle başlıyor. Emma, Sam’e yaşadığı yerdeki ormanı anlatıyor. “Bu kadim ormanda, çok uzun ağaçlar var. Jack ve Sihirli Fasulye Sırığı masalında olduğu gibi gökyüzüne doğru dümdüz uzanan ağaçlar,” diyor Emma. Sam ise, Emma’nın mektuplarına büyük bir heyecanla cevap veriyor ve oraya gidip bu güzel ormanı görebilmenin hayalini kuruyor.

Ne yazık ki bir süre sonra kasabada yerel halkın hiç de alışık olmadığı bir hareketlilik oluyor.  Millaa Millaa kasabasında yaşayanlar kadim ormanı çok seviyorlar fakat bir yandan da geçimlerini ormandan gelen kaynaklardan sağlıyorlar. İnsanlar ağaçları keserek veya onları yakıp, toprağı işleyerek yaşamlarını sürdürüyorlar ama son günlerde şehirlerden gelen çevrecilerin ağaçların kesilmemesi için yaptığı gösteriler onları çok üzüyor. Emma, Sam ile tüm olanları paylaşıyor.

Sam’in mektuplara verdiği yanıtlarda yağmur ormanlarının ne kadar değerli olduğu, ağaçların kesilmemesinin gerektiği ve bu ağaçlarla birlikte bir sürü hayvanında neslinin tükeneceğini öğreniyor Emma. Zaman hızla akıyor ve kasabada çevrecilerin yaptığı gösteriler ile yeni bir yıla giriliyor. Emma’nın kasabasında insanlar hala üzgün ve mutsuz. Emma ise eski günlerdeki gibi hayvanlar, insanlar ve ağaçlar bir arada yaşasınlar istiyor. Tam da bunları düşünürken Sam’den bir mektup daha geliyor:

Sevgili Emma,

Maalesef bugüne kadar oradaki insanlar sadece kendi çıkarlarını gözetip ormanı da bu çıkarlar için düşüncesizce kullanarak yaşamış. İnsanoğlu, ormanlarla beraber bu hayatın bir parçası olarak yaşamını sürdürmelidir.”

İngiliz arkadaşın Sam

Sam’in mektubu Emma’yı üzüyor. Onun çok haklı olduğunu; büyük büyük babasından bile eski olan bu kadim ormanın göz göre göre insanlar tarafından katledilmesini o da doğru bulmuyor.

Ve uzun zaman sonra Emma’dan Sam’e çok mutlu bir mektup gidiyor. Mektubunda; kasabalarında yer alan yağmur ormanlarının Unesco Dünya Doğal ve Kültürel Mirası listesine girdiğini sevinçle anlatıyor.  Bir zamanlar ağaçları kesen insanların ormanın tahrip olan yerlerini halkında desteği ile yeniden ağaçlandırdığını, yağmur ormanlarını görmeye gelen turistlerin çoğalmasıyla önceden tek geçim kaynaklarının orman olduğunu düşünen kasabalının kendilerine yeni geçim kaynakları bulduklarını, farklı işler yaptıklarını yazıyor. Ve diyor ki Emma; “En önemlisi de Millaa Millaa halkı artık bu kadim ormanın kıymetini biliyor.”

Kadim Ormanı okuduktan sonra ormanlarla ilgili bende kısa bir araştırma yaptım.Uzun zaman önce yağmur ormanları, yeryüzünün yüzde on ikisini kaplayan çok geniş bir alana yayılan ormanlarmış. Fakat maalesef insanların bu ormanları bilinçsizce tahrip etmesi nedeniyle, şuan bu alanın yarısını bile kaplamıyorlar. Bu bilgiyi de kitabın sonunda Emma söylüyor bizlere.

Peki, dünyanın en büyük ormanlarının Amazon yağmur ormanları olduğunu ve güney Amerika’da yaklaşık beş buçuk milyon kilometrekarelik bir alana sahip olduğunu biliyor muydunuz? Amazon Ormanlarında 40.000 ağaç çeşidi, 2.000 kuş çeşidi ve memeli hayvan, 2.200 balık çeşidi ile 128.843 çeşit omurgasız hayvan bulunduğunu ve bu nedenle dünya üzerinde en fazla türe sahip orman olduğunu öğrenince bende tıpkı Sam gibi gidip bu kadim ormanı görmeyi çok istedim.

Bizim ülkemizde ise sınırları içinde en büyük, en geniş ormana sahip ilimiz Antalya. Antalya’yı, Kastamonu ve Mersin takip ediyor. Bu illerde yer alan ormanlarda ağaç çeşitliliği bol ve hayvanlar için de geniş yuva alanları var. Ülkemizde de ne yazık ki özellikle yaz aylarında orman yangınları ile ilgili haberleri çok sık duyuyoruz.

Güneşin sıcağıyla gelişen, yağmur ile köklenip büyüyen ağaçlar bize temiz nefes sunabilmek için o kadar cömertler ki. Onların sayesinde dışarıda soluduğumuz oksijen bedenimizi yeniliyor, zinde tutuyor. Ve sadece insanlar için değil, çeşit çeşit hayvan türlerine de kucak açıyor güçlü, köklü, ağaçlar.

Dünyada var olan canlılar için bu denli faydalı olan ormanlarımızı korumak tüm insanların sorumluluğudur. Çocukları da bu bilinçle yetiştirmek; doğaya, hayvanlara saygı ve şefkat duygusunu onlara çok küçük yaşta aşılayabilmek öyle çok önemli.

Umut ediyorum ki, ülkemizde ve tüm dünyada orman yangınları olmasın, ağaç katliamı yapılmasın ve var olan kadim ormanlar içlerindeki canlılarla beraber daha uzun yıllar yaşamlarını sürdürsün.

İnceleyen: Melek Turgay

Kitap Adı: Kadim Orman

Yazar: Cecil Kim

Resimleyen: Elsa Huet

Çevirmen: Büşra Güvenen

Sayfa Sayısı: 33

Yayınevi: TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları

Melek Turgay


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.