İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Geçmişin Gölgesi Şimdinin Kıvılcımı


İnceleme: Songül Bozacı

Son zamanlarda okuduğum en çarpıcı kitap “Bir Tür Kıvılcım”. Yazarı; Elle McNicoll ‘un ilk romanı ve birçok ödül ile taçlandırılmış. Çarpıcı olması yazarın kendisinin de yaşadığı süreçleri bize öylesine etkileyici bir kurgu ile anlatıyor olması. Elle McNicoll kendisini Nöro-diverjan olarak tanımlıyor. Nöroçeşitlilik;  “nörolojik farklılıkların diğer insan varyasyonları olarak tanınması ve saygı gösterilmesi gereken bir kavram” olarak tanımlanıyor. Burada en önemli nokta farklı insanları ne kadar biliyoruz ve kabulleniyoruz? En önemlisi onların yaşadıkları süreçlere ne kadar saygı duyuyoruz?

Romanın kurgusu, karakterleri ve geçmişte yaşanılan süreçler ile günümüzde yaşanılan süreçlerin paralelliği okuyucuyu derin bir yolculuğa sürüklüyor. Hikâyemizin karakteri ikiz ablaları olan Addie adlı otistik bir çocuk. Otizmin birçok farklı versiyonları olduğunu hikâye boyunca anımsatılıyor olması ve tedavisinin olmadığı ama adaptasyon süreçlerinin olduğunu bu kitabı okuyan herkesin öğrenmiş olması gereken detaylardan biri. Addie’nin yolculuğunda biz de otistik bir bireyin neler yaşadığını, süreçleri nasıl algıladığını, yaşanılan karşısında yoğun duygularını yönetebilme ya da yönetememe hallerine tüm duyguları ile tanıklık ediyoruz. Addie’nin en büyük şansı ikiz ablalarından biri olan üniversitede okuyan ablası Keedie. Ablası kendisi gibi otistik ve onun en büyük destekçisi. Aile içinde sarılabildiği tek kişi o. Diğer ablası Nina; Herhangi bir nörolojik bozukluğu bulunmayan bütün gün odasında youtube kanalı için video içerikleri hazırlıyor. Addie sevgi dolu bir ailede büyüyor. Anne ve babası ne kadar yoğun çalışıyor olsalar dahi her zaman yanındalar. Sürecine destek oluyorlar. Sınırlarına saygı gösteriyorlar.

Addie’nin en büyük şansızlığı okul öğretmeni Bayan Murphy. Ona sevgi ile yaklaşmayan, onu anlayamayan, sınırlarına saygı duymayan, hep farklı olduğunu hatırlatıp eksik ve beceriksiz olduğunu hissettiren, göstermesi gereken şefkati asla göstermeyen bir öğretmen. Öğretmen böyle olunca sınıf içinde Addie hiçbir zaman mutlu olamıyor. Okulda sığındığı ve ona her zaman sevgi ve saygı ile destekleyen kütüphane öğretmeni en büyük kurtarıcısı. Çünkü Addie bir konuya ilgi duyuyorsa o konu hakkında ne varsa yazılmış okuyup öğrenmek istiyor. Bu aralar en büyük ilgisi Köpekbalıkları. Onların farklı olması, hepsinin birbirinden çok ama çok farklı özellikleri olması onun çok ilgisini çekiyor. Birinin onlar hakkında korku filmi yapmış olmasından dolayı zararsız bu hayvanların yıllardır acımasızca öldürülüyor olmalarını kabul edemiyor.

Addie’nin bu konu dışında ilgisini çeken diğer bir konu yaşadığı bölgenin tarihinde gizli. İskoçya’nın tarihinde büyücülükle suçlanan kadınların cadı oldukları söylenerek katlediliyor olması. Bu bilgi onda büyük bir duygu ve yoğun sorgulamalara yol açıyor. Yazarın, geçmişin gölgesi ve şimdinin gerçekliği ile kurguladığı bu süreç yüzyıllar geçmiş olsa da hala zorbalığın çok can alıcı bir şekilde kendini göstermeye devam etmesini yüzümüze çarpıyor olması. Addie gün geçtikçe cadılar hakkında yazılan ne varsa okumuş tüm tarihi öğrenmiş ve onlarla yoğun bir duygu bağı kurmaya başlıyor. Onlara karşı bir özür borcu olduğunu ve bütün bu yaşadıklarından dolayı onları anmak gerektiğini tüm köy halkına kabul ettirme çabası ile kendi büyüme serüvenine ve öğrenme sürecine biz okuyucuyu dâhil ediyor. Arkadaşlığın ne olduğunu, zorbalığın nasıl yanı başımızda olduğunu, sevgisiz bir öğretmenin nasıl acımasız olduğunu, zorba kişilerin kendinde olmayanı kıskanması ve onu bastırmaya çalışarak karşı tarafa yaptığı baskıcı, acımasız sözlü ve fiziki şiddeti, kendini olduğu gibi sevebilmeyi, yanı başında kimlerin olduğunu görebilmeyi, ablalarıyla olan ilişkisinin nasıl da güzelleştiğini ve ben okurken beni en çok etkileyen söylemi “büyüklerin de zorba olabileceğini bilmiyordum”  demesi ile çocukların neleri bilip neleri bilemediğini göstermesi oldukça kıymetli bir okuma serüveni.

İnsanlık yüzyıllar boyu birçok farklı çağdan geçerek günümüze geldiler. İlk zamanların filozoflarının sorduğu sorular ile insanlığın geldiği nokta insanlığın çok da iyiye gitmediğini gösteriyor. Mordernitenin getirdiği ağır bedeller ile insanlık sadece tüketim çılgınlığında kendisinden olmayanı dışlayan hatta “Cadı Avı” döneminde yaşanılan farklılıkların yok edilmesi süreçlerinin en modern dönemlerde dahi devam ediyor olması, insanlık olarak ne kadar ilerleyebildiğimizin ölçütü olabilir.

Addie’nin yaşadıkları, ablası Keedie’nin otistik sürecini maskelemeye çalışmasının onda yarattığı tükenmişlik sendromu süreç boyunca oldukça yoğun hissediliyor. Hikâye kahramanımızın söylediği gibi artık günümüzde birçok hastalığın ve davranışların nedenlerini biliyoruz. Tıp gelişti, deneyimlerimiz daha farklı. Ama davranışlarımız ve farklılıklara olan saygımız çoğu zaman aynı hızda değişmiyor.

Kitabın sorgulattığı çok kavram var. Kurgunun akıcılığı, “Cadı Avı” sürecinden günümüze eviriliyor olması ve bu süreci bize günümüzün farklı olanı eski zaman kadınları ile duygudaşlık kuran otistik bir çocuğun olması, kendi yaşam hakkı üzerinde engellerin olduğunu görmesi onda yaşattığı korkuları bizlere bu denli ulaşılır kılan yazarın kendi yaşam süreci deneyimi olsa gerek. Deneyim ve bu kurgu umarım çok çocuğa ulaştığı gibi aynı zamanda ebeveynlerine de ulaşır. Dünya’yı güzelleştiren farklı olanların yarattıkları farklar olduğunu hiçbir zaman unutmamak dileğiyle. Geçmişin farklı olanlarına günümüzün farklı olanlarına bin selam olsun. Keyifli okumalar olsun…

Songül Bozacı

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.