İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Biraradalığın Güzelliği: Karaca Olmak İsteyen Tilki


Değerlendiren: Songül Bozacı

Hikâyeler anlatılmaya devam ettikçe yaşamaya devam edeceklerdir. Bu hikâyeyi bir baykuş anlatmış yazara. Baykuşa da Karatavuk anlatmış. Yaşamın gizemi, bilinmeyenin ardı, doğrunun ve yanlışın açıklanması, başka bir davranışın mümkünlüğüne şahitlik ediyor hikâyemiz.

Hayvanların deneyimlerinden bakıyoruz yaşadığımız hayata. Öyle bir bakış ile bakıyoruz ki çoğu zaman insan olarak neresinde olduğumuzu unuttuğumuzu hatırlatıyor her bir cümle her bir davranış. Doğanın kendi döngüsünde en büyük zararı insanların verdiğini ve hayvanların yaşamda en korkunç olarak adlandırdıkları tek canlıyız bu evrende. Biliyoruz ki bu evrende biz olmasak diğer tüm canlılar yaşamlarına devam edeceklerdir. Ama düşünün tek bir “arı” eğer bu dünyada kalmaz ise biz insanlar bu evren üzerinde en fazla 4 yıl yaşayabileceğiz.

Olayların başlangıcında korkunç bir yangının doğal yollardan çıktığını öğreniyoruz. Şiddetli bir fırtınalı gecede düşen yıldırımın ormanı yakıp kül ettiğini ve orman sakinlerinin canlarını kurtarmasını okuyoruz. Tüm bu hengâmenin ortasında henüz minicik olan bir gri postlu yavru tilkinin çaresizce annesini istemesi ile hikâyemiz başlıyor. Hikâyenin her bir dönüm noktasında, okuyanı düşünmelere sevk eden söylemler var. Tilki yavrusuna kucak açan canlının, Karaca annesi olması manidar. Ve bu durumu şöyle bir cümle ile aktarıyor: “Hayatta bazen güçsüzler de güçlülere yardım edebilir…” Doğanın dengesinde hep bir güçlü ve güçsüz olma durumu var. Lakin kimin güçlü kimin güçsüz olduğu yaşadığı durumlar ve deneyimlerle belli oluyor. Anne Karaca’nın iç sesini duyduğumuzda gerçekten böylesi bir durumda bir anne ne ister? Sorusuna cevap da buluyoruz. En olunmaz denilen birlikteliklerden en unutulmaz hikâyeler çıkıyor. Kirsten Boie uzak zamanlardan günümüze aktarılmış gibi bir anlatı koymuş ortaya. Barbara Scholz her fırça darbesi ile yüreklere ulaşan sıcacık desenlerle bezemiş anlatıyı.

Güvenli ormanlarının yok olması ile ikiayaklı ve yuvarlakayaklıların bölgesine girmiş oluyorlar. Daha önce hiç görmedikleri ve yaşlıların aktardığı bilgilerle insanlar ve onları öldüren siyah şerit üzerinde korkunç koku ve ses ile giden yuvarlakayaklı canavar ile karşılaşıyorlar. Kendi dünyamıza döndüğümüzde bilinmeyene verilen tepkilerimizi düşünmeden edemiyoruz. Deneyimlerin ve hikâyelerin paylaşımlarının kıymetini bir kez daha öğrenmiş oluyoruz. Burada da bir ikilem var, peki; her hikâye ve deneyimi olduğu gibi mi kabul etmeliyiz? Birbirinden çokça farklı olanlar bir arada olamaz mı? Paylaşmanın, dayanışmanın güzelliğini yeniden hatırlatan böylesi güzel hikâyeler her okuyanın yüreğinde yeniden bir umut açıyor diye düşünmekteyim. Küçücük ayrıntılarla üzerine uzunca sohbetler edilecek konular var. Yaşam kalım savaşında işini bırakmayan çalışkan “Ağaçkakan” gibi biri mi olmalı ya da doğru bir şekilde kelimeleri dahi kullanamayan ama herkese yardım elini uzatan bir “Karatavuk” gibi biri mi?

Hikâyemiz mutlu bir son ile bitiyor. Çünkü kitabın kurgusunda iyi bir hikâyenin nasıl olması gerektiğini Baykuş aktarıyor. Kitabın sonunda şu cümle çok çok önemli: “Karaca olmadın, ama doğrusu da bu: Herkes ne ise o olabilmeli! Hepimiz çok farklı olsak da, birbirimizin en iyi arkadaşları olabiliriz.“ Farklılıklarımıza rağmen tüm evrenin sonsuzluğunda var olan canlılarla bir arada olabileceğimiz, güzel yarınların hayalleri ile tüm yaştan okurun bu çağdaş fabl ile tanışması dileğiyle. Keyifli okumalar olsun.

Karaca Olmak İsteyen Tilki

Yazan: Kirsten Boie

Resimleyen: Barbara Scholz

Türkçesi: Mine Kazmaoğlu

Yayınevi: Günışığı Kitaplığı


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.