İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gerçekten Dinliyor Muyuz?

“Her şeyden önce, bir yakını olarak, doğru yolu göstermek zorunluluğu duymaksızın, onu gerçekten anlamak amacıyla, karşınızdaki kişiyi bütün dikkatinizle dinlemeniz, ona büyük bir huzur ve güven ortamı sağlar”.

                                                                                                                                             Prof. Dr .Doğan Cüceloğlu

Zaman hızla akarken her birimiz yaşamımızı önceliklerimize göre şekillendiriyor, kendi hayat gailemiz içinde yuvarlanıp gidiyoruz.

Peki, koşturmalarımız sürerken zamanımızın ne kadarını gerçek bir dinlemeye ayırabiliyoruz?

Gündelik yaşamlarımızda serzenişlerimizin çoğunu iletişim yoksunluğundan kaynaklanan sorunlar oluşturuyor. Alışveriş yaparken, trafikte, iş yerlerimizde, okulda, evde yaşadığımız sürtüşmelerin, yanlış anlamaların temelinde, doğuştan sahip olduğumuz iletişim becerilerimizi gerektiği gibi kullanamamak yatıyor.

Pek çok öğeyi içinde barındıran iletişimin en temel unsurlarından biri dinlemedir. Yüzeysel dinlemenin aksine anlayarak dinlemek bir beceri işidir. Kimileri bu özelliği doğuştan getirir, bazısı da sonradan geliştirerek kazanır.

Dinleme eylemi basit gibi görünse de mutlak bir çaba gerektirir. Karşımızdakini yargılamadan, nasihatler etmeden, diktelerden uzak, empatik bir anlayış sergilemek söylenildiği ya da yazıldığı kadar kolay bir iş değildir. Kişilik özelliklerimiz, içinde bulunduğumuz çevre, değer yargılarımız, alışkanlıklarımız gibi pek çok faktör iletişimde gerçek bir dinleme yapmamızın önünde çoğunlukla görünmez bir bariyer oluşturmaktadır. Günümüzde gerçekten dinlenilmediğinin, anlaşılmadığının farkına varanlar ise giderek kendilerini, duygularını ve düşüncelerin ifade etmekten kaçınıp, yalnızlığın o cezbedici konforunu tercih edebilmektedir.

Bizler çoğu zaman dinlediğimizi sanarken farkında olarak ya da olmadan pek çok hata yapıyor veya bu tarz hatalara bizzat maruz kalabiliyoruz. İletişim kopuklukları ve anlaşmazlıklar da aslında tam da bu noktadan doğuyor.

Örneğin;

Konuşmanın arasında girip akışı kesebiliyoruz.

Susmanın ayıp olabileceği düşüncesiyle, bize anlatılanlardan çok karşı tarafa ne cevap vereceğimizi ya da söylediklerine ne yorum yapacağımızı düşünüyoruz.

Kendi anlamak istediklerimize odaklanırken bize anlatılmak istenen asıl mesajdan uzaklaşabiliyoruz.

Bir şekilde egomuzun oyununa gelip kendi deneyimlerimizi aktarma ve işe yarar nasihatler verme dürtüsüyle kendimizi nutuklar çekerken bulabiliyoruz.

Beden diline hak ettiği önemi veremiyor, göz kontağını, jest ve mimikleri sözcüklerin ya da cümlelerin gölgesinde bırakabiliyoruz.

Empati kurmadan kolayca yargılayıcı ya da yapıcı olmayan eleştirel tavırlar sergileyebiliyoruz. 

Motivasyon koçu Sylviane Herpin’in de dediği gibi: “Düşündüğünüz, söylemek istediğiniz, söylediğinizi sandığınız, söylediğiniz, karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu, anlamak istediği, anladığını sandığı, anladığı arasında farklar vardır. Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal var…”

Genelikle yapılan araştırmalar ne yazık ki dinlemeyi iyi bilmediğimiz yönünde olsa da, iletişim becerileri ve etkili dinlemeyi geliştirecek yazılı ve görsel kaynakların azımsanmayacak bir sayıda olması umutları yeşertiyor.

Julian Treasure’nin 2011 yılında yaptığı TED Global konuşmasında bilinçli dinlemeyi geliştirecek beş basit egzersiz dikkat çekiyor:

Sessizlik

Günde sadece üç dakikamızı ayırarak kulaklarımızı tüm seslere kapatmak ve sadece sessizliği duymamızı önerirken mutlak bir sessizliği sağlayamadığımız durumlarda dinginliği tercih edebileceğimizi belirtiyor.

Karıştırıcı

Gürültülü ortamlarda ne kadar çok ses kanalı duyduğumuza dikkat etmek. Karışımda kaç tane kuş sesi duyduğumuz, şarıltıların nereden geldiğini anlamak gibi… Treasure, ayrıca bu keyifli egzersizi dilediğimiz her yerde yapabileceğimizi belirtiyor.

Tadını Çıkarma

Treasure, bu egzersizle, çamaşır  kurutma ya da kahve makinesinin sesi gibi sıradan seslerden de keyif almanın mümkün olduğunu hatta bu tür seslere “saklı koro” adını verdiğini vurguluyor.

Dinleme Pozisyonları

Treasure, içlerinde en fazla önem verdiği bu egzersizin ana fikrini, dinleme pozisyonumuzu dinlediğimiz şeye uygun şekilde değiştirmek olarak tanımlıyor. Dinlemenin bir tür filtreleme işlemi olduğunu söylüyor. Örneğin küçük bir çocukla konuşurken bedenimizle onun seviyesine inmemiz sözü edilen filtreleri harekete geçiriyor.

Kısaltma

Treasure, konuşmasında son olarak da orijinali RASA adlı bir kısaltmadan söz ediyor. Bu açılıma göre dinleme yaptığımız kişiye dikkatimizi verme, takdir etme, özetleme ve sorular sormamız gerekiyor.

Aramızdan aniden ayrılan saygıdeğer Doğan Cüceloğlu Hoca’mızın dediği gibi,

”Dinlemek çok önemli bir davranıştır. Çünkü insanlar ancak bir başkası tarafından dinlenirken kendilerini bulur, kim olduklarını anlarlar.”

Ve yine,

“Dostluklar, ancak dinlemenin sonucunda oluşur. Çoğumuz, dostlukların konuşmanın sonucunda oluştuğunu sanırız. Gerçekte dostluk, dinlemenin sonucunda oluşur, konuşmanın değil.”

Daima Sevgi, Saygı ve Minnetle…

Yazan: Aylin Altıntopuz

Aylin Altıntopuz

Not: Yazıda sözü edilen videonun tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir